Merkel: Bir devrin sonu

1989 yılında modern dünya tarihinin en ikonik olaylarından olan ‘Berlin Duvarı’nın Yıkılışı’ sırasında ‘saunada’ olan Merkel, bir kuantum kimyacısına yakışır bir şekilde “Bir kere açılan sınır bir daha kapanmaz” diyerek tüm siyasi hayatında olduğu gibi o dönemde de planlı ve itidalli bir şekilde Batı Almanya’ya geçti. Dönüşen ve birleşen Almanya’da siyasi rol almak isteyen Doğu Avrupalı Merkel, ‘Birleşik Almanya’ ülküsünün yanında aynı zamanda ‘Birleşik Avrupa’ ülküsünün de taraftarıydı. 1990’da Hristiyan Demokratlar’a (CDU) katıldı ve o günlerde partinin çok az sayıdaki kadın yüzlerinden biri oldu.

Merkel, yeniden birleşmenin ardından yapılan ilk seçim olan 1990 Almanya Federal Seçimleri’nde, Kuzey Almanya’daki Vorpommern-Rügen-Greifswald seçim bölgesinden Federal Meclis’e girdi. O zamandan bu yana yapılan yedi federal seçimde bu seçim bölgesinden aday oldu. Parlamentoya girmesinin hemen ardından Merkel, Almanya’nın karizmatik lideri Şansölye Helmut Kohl tarafından Kadın ve Gençlik Bakanı olarak atandı. Merkel 2004 yılında bir Alman televizyon kanalına verdiği röportajda “Haberi öğrendiğimde çok şaşırdım, açıkçası bunu beklemiyordum” diyor. Kimilerine göre Batı ve Doğu Almanya’nın birleşimini kabinede simgesel olarak göstermek isteyen Kohl’ün Merkel’i bakan yapma tercihinin ana sebebi Merkel’in Doğu Almanyalı olmasıydı. Ancak Kohl 3 yıl sonra Merkel’i Çevre Bakanı olarak atayarak ona olan güvenini gösterdi.

1995 yılı – Merkel Çevre Bakanı

Helmut Kohl’ün ‘kızım’ dediği Merkel, 1998 Almanya Federal Seçimleri’ne kadar bakanlıkta kaldı. Ancak Kohl’ün Sosyal Demokrat Parti lideri Gerhard Schröder’e yenilgisi sonrasında bakanlığı son bulan Merkel, partisinin genel sekreteri olarak muhalefete geçti. Kohl’ün ‘bağış’ adı altında gizli bir hesaba aktarılan parti fonlarını kendisi ve çevresindekiler için kullandığı ortaya çıktı. Kohl 1993-98 arasında 2 milyon mark tutarındaki bağışı kayıtlara geçirmeden CDU’nun Doğu Almanya’daki faaliyetinde kullandığını itiraf etti. Ancak tüm baskılara rağmen bağış yapanların isimlerini açıklamadı ve CDU’nun ‘onursal başkanlığından’ istifa etti. Kohl’ün ‘manevi kızı’ Merkel ise Frankfurter Allgemeine gazetesinde Kohl’ün içinde bulunduğu durumu tasvip etmediğini belirten bir başyazı kaleme aldı ve resmen Kohl’ü istifaya çağırdı. Kohl’ün ve halefi Wolfgang Schäuble’ın istifası sonrasında Merkel, 2000 yılında CDU’nun lideri oldu. Ancak Kohl Merkel’i hiç affetmedi. Kohl’ün ikinci eşinin iddiasına göre Kohl, Merkel’in, cenazesinde konuşma yapmasını istemiyordu.

2000 yılı, Merkel ve Kohl

2005 yılına kadar ana muhalefet lideri olarak Bundestag’da görevine devam eden Merkel, iktidardaki Sosyal Demokratlar ve Yeşiller koalisyonunun lideri Schröder’in ‘özellikle ABD politikasını’ eleştiriyordu. Schröder’in şansölyelik döneminde, 11 Eylül 2001’de tüm dünyanın dengesini alt üst edecek İkiz Kule saldırıları yaşanmıştı. Tüm dünya buna göre pozisyon alıp yeniden şekillenirken Schröder Irak Savaşı’na karşıtlığını ön plana çıkararak ABD ile Almanya’nın arasının açılmasına neden oldu. Schröder ayrıca 1990’da Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası 2000’de ülkenin başına geçen Vladimir Putin’in Rusya’sına karşı sert bir politika izlemeyerek, Avrupa Birliği’nin gücünün aşınmasına seyirci kalmakla da suçlandı. Bu eleştiriler, 2005 yılında seçimi kaybeden Schröder’in, Putin’in teklifiyle Rus Enerji Tröstü Gazprom’un yönetim kurulunda görev almayı kabul etmesi sonrası daha da arttı.

Eski Almanya Şansölyesi Schröder 

Schröder 2017 yılında ise Rusya’nın Doğu Ukrayna’daki askeri harekâtının ardından 2014 sonbaharından bu yana AB’nin yaptırım listesinde olan petrol üretici firması Rosneft’in Denetleme Kurulu’na girmesi de hem partisi SPD’de hem de tüm Almanya’da şaşkınlık yarattı.

2005 Federal Seçimleri’ne giderken muhafazakârların lideri Merkel, Başbakan Gerhard Schröder’in Irak yüzünden Washington’la arayı açmasını ve Almanya-Fransa-Rusya üçgeninde bir ‘stratejik ortaklık’ istemesini eleştirdi. Merkel, güçlü bir transatlantik ortaklığı ve Alman-Amerikan dostluğunu savundu. 2003 baharında ABD’nin Irak’ı işgalinden yana tavır koydu ve bunu “kaçınılmaz” olarak nitelendirdi.

Merkel; Washington’la bozulan ilişkilerin düzeltileceğini ama Irak’a asker gönderilmeyeceğini, Rusya’da Putin’in attığı otoriter adımların ‘daha sert’ eleştirileceğini, başta Polonya olmak üzere Orta ve Doğu Avrupa’daki yeni AB üyeleriyle daha fazla dayanışmaya gidileceğini ve Doğu Avrupa’da –özellikle eski Demir Perde ülkelerinde- yükselen Rusya nüfuzunun önleneceğini söyledi. Merkel ayrıca, Almanya’nın nükleer enerjiyi Schröder yönetiminin planladığından daha kısa sürede bitirmesi gerektiğini savundu.

Angela Merkel, 2005 yılındaki seçimlerde partisini ilk sıraya taşıyarak galip ayrıldı. SDP ile ‘büyük koalisyon’ kurarak Almanya’nın ilk kadın şansölyesi oldu ve 16 yıl sürecek olan dönemini başlattı.

Bu dönemdeki en büyük hedeflerinin işsizliği azaltmak olduğunu açıklayan büyük koalisyon, kamu harcamalarını kıstı.

Dış politikada oldukça aktif olacağının sinyallerini daha seçilmeden önce veren Merkel, 2007 yılında ABD ile Beyaz Saray’da Transatlantik Ekonomik Konseyi anlaşmasını imzaladı. Bir AB ve bir ABD yetkilisinin eş başkanlığındaki Konsey, daha fazla entegre bir transatlantik serbest ticaret bölgesinde ticaretin önündeki engelleri kaldırmayı amaçladı.

Almanya Şansölyesi Merkel ve Eski ABD Başkanı George Bush

Merkel’in lideri olduğu muhafazakârlar, 2009 Federal Seçimleri’nde Bundestag’daki sandalye sayısını artırarak yeniden seçildi ve FDP ile bir hükümet koalisyonu kurdu. SDP’nin ana muhalefette kaldığı bu dönemdeki en önemli konulardan biri Avrupa borç krizi oldu. Almanya’da zorunlu askerlik kaldırıldı ve Bundeswehr gönüllü bir ordu oldu. İşsizlik 3 milyon işsiz sınırının altına düştü.

2013 Federal Seçimleri’nde ise Merkel’in partisi CDU/CSU yüzde 41.5 alarak halktan büyük bir onay aldı. Merkel, kariyerinin en yüksek oy oranına erişerek politikalarının halkta derin karşılığı olduğunun güveniyle ‘ustalık’ dönemine başladı. Avrupa euro krizini ele alma konusunda halktan onayı yüzde 69’a çıkan ve iyi puan alan Merkel, 2013 seçimleri sonrasında halkın onayı oranında Temmuz 2014’te tüm zamanların en yüksek seviyesi olan yüzde 77’ye ulaştı.

Eski ABD Başkanı Barrack Obama döneminde ise ABD-Almanya yakınlaşması en güçlü dönemini yaşadı. Obama, 2016 sonunda onu Başkan olarak görev yaptığı süre boyunca “en yakın uluslararası ortağı” olarak nitelendirdi. Obama ayrıca ‘mümkün olsaydı oyunu Merkel’e vereceğini’ de söyledi. Obama’nın Kasım 2016’da Berlin’e veda ziyareti, Merkel’in Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinden bu yana birçok kişi tarafından liberal demokrasinin yeni bayrak taşıyıcısı olarak görülmesi nedeniyle, küresel liberal liderliğin meşalesinin Merkel’e geçmesi olarak yorumlandı.

2015 yılındaki G-7 toplantısı

2009-2013 arasında muhalefette olan SPD ile tekrar ‘büyük koalisyon’ kuran Merkel, bu dönemde Suriye İç Savaşı nedeniyle yaşanan büyük göç kriziyle mücadele etti. Ancak hem Merkel hem de Avrupa’nın önde gelen diğer siyasetçileri AB’nin felaketin eşiğinde olduğunun ve Türkiye’nin yardımı olmadan bu krizden kurtulamayacaklarının farkındaydı.

2017 yılındaki seçimlerde ise partisini tekrar ilk sıraya taşıyan Merkel, tüm dünyada yükselen aşırı sağın Almanya’daki temsilcilerinden Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yüzde 13 oy oranına ulaşarak sandıktan üçüncü çıkmasının şokunu yaşadı. Koalisyon görüşmelerinde AfD ile masaya oturmayacağını açıkça ifade eden Merkel, tarihi bir yenilgi alan ve muhalefette kalacaklarını açıklayan SDP ile tekrar anlaştı ve yeniden ‘büyük koalisyonu’ kurdu.

2019 yılındaki bir aşırı sağ gösterisi

Bu dönemin en büyük olayı tabii ki tüm dünyayı değiştiren koronavirüs oldu. Pandemiyi ‘yüzyılın felaketi’ olarak niteleyen Merkel, Almanya’daki işletmelere 10 milyar avroyu aşkın yardımda bulundu. Sanatçılar gibi serbest çalışanlara 5 bin avroya kadar, firmalara ise 10 bin avroya kadar yardım yapıldı. AB ise Merkel’in öncülüğünde 750 milyar avroluk yardım paketinde anlaştı.

Merkel’in 2016-2020 arasında ABD Başkanı olan Donald Trump’la ilişkisi ise tam anlamıyla ‘kaotik’ oldu. Uluslararası işbirliğine ve güçlü bir AB ideasına çok bağlı olan Merkel, ‘Önce Amerika’ diyerek iktidara gelen Trump’la hiç anlaşamadı. Trump, transatlantik ilişkileri ciddi biçimde altüst etti. NATO gibi ittifakların değerini defalarca sorguladı. ABD birliklerini Almanya’dan çekme kararı aldı. ABD ayrıca AB’ye gümrük vergileri koydu, Rus gazını Avrupa’ya taşıyacak Kuzey Akım 2 Projesi’ne katılacaklara da yaptırım tehdidinde bulundu. Hatta, Normandiya çıkarmasının yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende ABD Başkanı, Merkel’le tokalaşmadı.

2018 yılındaki G-7 zirvesi

2020’de Demokrat Başkan Biden’ın seçilmesi sonrasında Almanya ve ABD hızlı bir yakınlaşma, ‘dört yıllık tahribatı onarma’ evresine girdi. Merkel’in en iyi anlaştığı Başkan Obama’nın o dönemde yardımcısı olan Joe Biden, Merkel’le işbirliğinin öneminin farkında. Merkel sonrasında ise ikili ilişkilerin nasıl olacağı, Almanya’nın Merkel’in yerini kimle ne kadar doldurduğuna bağlı.

Angela Merkel iktidara geldiğinde Türkiye AB üyesi olmanın eşiğindeydi. 3. yılındaki AK Parti yönetimi hem ABD hem de AB ile güçlü ilişkiler kurmuş, IMF’nin çizdiği ekonomik planı uygulamaya devam etmiş birçok reformu hayata geçirerek hem ekonomik hem siyasal hem de toplumsal alanlarda yenilikler getirmişti. Türkiye’nin AB üyeliğindeki en büyük destekçilerinden biri de Merkel’in selefi Schröder’di. Ancak Merkel Türkiye’nin üyeliğine karşı çıktı. ‘İmtiyazlı ortaklık’ tezini savundu.

2009 yılı – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Şansölye Merkel Hannover’de

Aradan geçen 16 yılda Merkel Türkiye’nin AB üyeliğine yeşil ışık yakmadı. Ancak Merkel Türkiye’nin çok kritik ve önemli bir partner olduğunu her fırsatta dile getirdi ve her zaman bu gerçeği göz önünde bulundurarak hareket etti. Merkel, tüm görüş ayrıklarına rağmen yıllardır yapıcı bir ilişki yürütmeye çalıştı.

Almanya’da yaklaşık 3.5 milyon Türkiye kökenli insan yaşıyor. Bunun 500 binden fazlası çifte vatandaş. AK Parti iktidarı özellikle 16 Nisan 2017 Cumhurbaşkanlığı Sistemi referandumu sürecinde Almanya’da yaşayan Türk kökenli vatandaşları ‘evet’ oyu vermeye ikna etmeye çalışarak Almanya’nın çoğunluğu oluşturduğu Avrupa’daki bu gücü etkin kılmaya çalıştı. Ancak o döneme kadar Almanya’nın 1915 Olayları’nı ‘soykırım’ olarak kabul etmesi, 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki FETÖ darbe girişimi karşısında Almanya’nın takındığı tutum, 15 Temmuz’un ardından Almanya’da Türkiye’nin iadesini istediği diplomatik pasaport sahibi 4000’i aşkın asker, yargıç ve kamu çalışanına Almanya tarafından iltica hakkı verilmesi ve çifte vatandaş gazeteci Deniz Yücel’in İstanbul’da tutuklanması sonrası gerginleşen ilişkiler; referandum dönemindeki seçim sürecinde kopma noktasına geldi.

2015 yılı – Merkel Türkiye’de

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Almanya’yı ‘faşizm’ ve ‘nazizim’ ile suçlarken, Almanya, Cumhurbaşkanlığı sisteminin AK Parti tarafından Almanya topraklarında propagandasının yapılmasını ‘ülkenin egemenlik hakkının ihlali’ olarak değerlendirdi. AK Partili tüm siyasetçilerin Almanya’daki mitingleri engellendi. İki ülke bağlarının daha da gerginleşmesinin önündeki en büyük engel ise Türkiye ile imzalanan Sığınmacı Anlaşması idi.

Suriye İç Savaşı nedeniyle çoğunluğu Suriyeli, bir kısmı Afgan ve küçük bir bölümü Afrikalı binlerce insan Türkiye ve çevre ülkeler üzerinden genellikle Akdeniz’i kullanarak Avrupa’ya akın etti. 2014 sonunda dünya çapında zorla yerinden edilen insan sayısı, II. Dünya Savaşı’ndan beri en yüksek sayıya ulaştı. AB sınırlarını yasal olmayan yollarla aşan insan sayısı 2015’te 1.8 milyona çıktı. Her gün onlarca insan yollarda can verirken, sığınmacı krizi Avrupa Birliği’ni dağılma noktasına getirdi.

2015 Avrupa Göç Krizi

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans hayatında ilk kez Avrupa projesinin dağılmasından korktuğunu belirterek, sığınmacı krizini “en dip nokta” diye değerlendirdi ve “Hayatımda ilk kez kıyıya vurabileceğimizi düşünüyorum” dedi. Lüksemburg Dışişleri Bakanı Asselborn da AB’nin dağılma tehlikesine karşı uyarıda bulunarak, “Dayanışma yerine kendini diğer ülkelerden soyutlamanın kaide haline gelmesi durumunda bu çok hızlı bir şekilde gerçekleşebilir” dedi.

Merkel mülteci krizini tek başına çözemeyeceklerini ifade ederek diğer Avrupa Birliği ülkelerine de kendi paylarına düşen mültecilere kapılarını açmaları çağrısında bulundu. Büyük koalisyon, rekor düzeyde mülteci akınıyla baş edebilmek için alınacak tedbirlere ek olarak 6 milyar euro harcama yaptı. Almanya’da mültecilerin yerleştirileceği eyalet ve belediyelere 3 milyar euro aktarıldı. Ayrıca aynı miktarda fonun 3 bin ek polis, yardım dağıtımı, entegrasyon ve dil kursları için harcanması kararı alındı. Sınırları açan Merkel, sığınmacıların kahramanı oldu. Ancak AB’nin ‘bekaa meselesinin’ asıl kurtarıcılarından biri Türkiye idi.

Avrupa, Türkiye ile Sığınmacı Anlaşması imzaladı. 20 Mart 2016 tarihi itibarıyla Türkiye’den Yunan adalarına geçen tüm yeni düzensiz göçmenler Türkiye’ye iade edildi. Toplu sınır dışı yapılmaması konusunda anlaşıldı.

2016 yılı – Türkiye ve AB arasında Sığınmacı Anlaşması imza töreni

Diğer önemli maddeler şöyle:

2021 yılına geldiğimizde dünyadaki düzensiz göç sorunu hala devam ediyor. Türkiye resmi sayılara göre 4 milyon Suriyeli ‘geçici koruma statüsünde’ insanı ülkesinde misafir ederken, Afganistan’da Taliban’ın hâkimiyeti o ülkeden de büyük bir göç dalgası başlattı. Bugün Avrupa Birliği, ülkesinden kaçan Afganların Türkiye’de kalmasını ve bunun karşılığında Türkiye’ye mali destek vermeyi savunuyor.

Almanya, Türkiye’nin en büyük ekonomik ortağı. Hatta 70’li yıllarda Türkiye’nin en büyük döviz geliri, Almanya’da yaşayan Türklerin gönderdikleri paralardı. Türkiye ve Almanya arasındaki ikili ticaret hacmi son yıllarda hızla artarak, 2016 yılında toplam 37,3 milyar avro ile yeni bir rekor seviyeye ulaştı. 2017 yılındaki ticaret hacmi konjonktüre dayalı olarak bir önceki yılın rekor değerinin biraz altında kalarak 36,4 milyar avro olarak gerçekleşti. 2019 yılında ise 35 milyar 897 milyon dolar hacimle Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olmaya devam etti.

Almanya’nın Türkiye’ye yaptığı ihracattaki en önemli payı otomobil ve otomobil yan sanayi ürünleri ile makine ve kimyasal ürünler oluştururken, Almanya’nın Türkiye’den ithal ettiği ürünler arasında tekstil ve deri ürünleri, otomobil ve giderek artan miktarlarda gıda ve makineler başı çekiyor.

Merkel 16 yıllık şansölyelik kariyerinde her zaman tutarlı politikaları ve pragmatik yaklaşımıyla uluslararası işbirliğine önem vermesi sonucunda hem ekonomik hem de siyasi olarak ülkesini Avrupa’nın liderliğine, dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olma pozisyonuna taşıdı. 2005 yılında Almanya’nın kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılası (GSYIH) 29 bin avro seviyesindeyken bugün 40 bin avroyu aştı. İşsiz sayısı 4.5 milyondan 1.6 milyona düştü.

Anketlere göre AB ülkelerinde vatandaşların çoğunluğu, bir “Avrupa Başkanı seçimi” yapılsa tercihlerinin yakında görevi bırakacak Almanya Başbakanı Angela Merkel olacağını söylüyor. AB’ye göçmen krizi, avro krizi, Kovid-19 krizi ve Birleşik Krallık’ın ayrılış süreci olan Brexit krizini aşmakta liderlik eden Merkel; Yunanistan Borç Krizi’ndeki tutumu, ekonomik olarak zorluklar yaşayan Güney Avrupa ülkelerini sert politikalarıyla AB ideasından uzaklaştırması ve Çin ile ticari yakınlaşma gibi konularda çokça da eleştirildi. Ancak yerinin kolay doldurulamayacağı da bir gerçek. Hatta şansölye iken partisinin liderliğinden istifa ederek yerine hazırladığı Annegret Kramp-Karrenbauer, daha seçim gelmeden 2020’de istifa etti.

CDU bugün Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Armin Laschet’in liderliğinde seçimlere gidiyor. Ancak anketlere göre SDP oy oranını yüzde 26’ya çıkararak yıllar sonra ilk defa birinci parti olma yolunda. Merkel’siz CDU ise yüzde 20 bandında.

Brexit sonrasında sallanan, belirli periyotlarda göç kriziyle boğuşan ve pandeminin etkisinden yıllarca kurtulamayacağı belli olan Almanya ve AB’nin Merkel’siz nasıl bir yol izleyeceği ve neye evrileceğini zaman gösterecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir