Yardımlarla ayakta duruyordu

Yardımlarla ayakta duruyordu

ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrası terörle mücadele gerekçesiyle 2001’de başlattığı Afganistan savaşı 20 yılın sonunda Taliban’ın yeniden gücü ele almasıyla sonuçlandı.

Dünya Bankası verilerine göre 2002 yılında Afganistan 4 milyar 55 milyon dolarlık bir ekonomiye sahipti. Kişi başı gelir ise 179 dolar civarındaydı. 2002-2003 yıllarında, yani savaşın başlarında Taliban’ın önemli ölçüde gücü zayıflatılmıştı. Ancak özellikle El Kaide terör örgütünün etkinliğinin tamamen bitirilmesi, Taliban destekli isyanların sona erdirilmesi ve Afganistan’ın istikrara kavuşturulması için ABD ülkede kalmaya devam etti.

Bir yandan askeri operasyonlar sürerken diğer yandan Afganistan’a önemli maddi yardımlar yapıldı. 2010 yılına gelindiğinde Afganistan’ın ekonomik büyüklüğü 15 milyar 857 milyon dolara yükseldi. Bu ülkeye yapılan kalkınma yardımları ise 2009’da gayrisafi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 100’üne ulaştı.

Afganistan hedeflendiği gibi bir istikrara kavuşmasa da 2013’e kadar ekonomik büyümesini aksatmadan sürdürdü. Ülkenin ekonomisi 2013 yılında 20 milyar 561 milyon dolarlık büyüklüğe ulaştı. Kişi başı gelir ise 640 dolara çıktı.

Yani savaşta ağır insani bedeller ödenmesine rağmen Afganistan’da kişi başı gelir savaşın ilk 11 yılında 3.5 katına çıktı. Ardından 2014’te ülkedeki isyanlar arttı. 2015’te ise yeniden ülkenin dört bir yanında çatışmalar patlak verdi.

Bu yaşanan gelişmeler ekonomik verilere de yansıdı. 2016’ya gelindiğinde Afgan ekonomisi 18 milyar 18 milyon dolara geriledi.

Afganistan ekonomisi fiilen ABD kontrolündeyken 2020 dışında hep büyüme kaydetti. 2003-2012 yılları arasında ekonomi yıllık ortalama yüzde 9.4 büyüdü. Bu ortalama son 5 yılda yüzde 2.5’e geriledi. 2003 sonrası büyümede Dünya Bankası’na göre özellikle yapılan dış yardımlar ve tarımdaki hızlı büyüme etkili oldu.

Son 5 yıldaki düşüş ise ülkede Taliban’ın güçlenmesiyle oluşan güvenlik zaafı ve uluslararası yardımların kademeli olarak azaltılması nedeniyle yaşandı.

Yıllara göre Afganistan ekonomisinin büyüme oranları:

Büyüme verileri sanki Afganistan’da büyük bir kalkınma hamlesi atılmış gibi görünse de Afgan halkının refaha kavuştuğunu söylemek mümkün değil. Yine Dünya Bankası’nın yaptığı son değerlendirmede Afganistan ekonomisinin kırılganlık ve dış yardıma bağımlılık etrafında şekillendiği ifade edildi.

Değerlendirmede ülkedeki özel sektörün çok dar bir alanda sıkıştığı iş gücünün yüzde 44’ünün düşük verimli tarım işlerinde çalıştığı bilgisi paylaşıldı. Özel sektörün gelişiminin önündeki en büyük engeller ise güvenlik sorunu, politik istikrarsızlık, zayıf kurumlar, yetersiz altyapı ve yaygın yolsuzluk olarak gösterildi.

Ülkenin rekabetçi olamaması nedeniyle dış ticaret açığı 2020’de ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 30’una ulaştı. Bu açıklar ise tamamen dış yardımlarla finanse edildi.

Güvenlik harcamaları Afganistan’da 2019 yılında GSYH’nin yüzde 28’ine ulaştı. Toplam devlet harcamaları ise ekonominin yüzde 57’si oldu.

Taliban yönetimi devralmadan önce kamu harcamalarının yüzde 75’i ABD ve müttefiklerinin sağladığı kalkınma yardımlarıyla sağlanıyordu. Biden yönetimi ABD’nin artık Afganistan’a herhangi bir maddi yardımda bulunmayacağını açıkladı.

Şu anda karşımıza ekonomisinin önemli bir kısmı devlet harcamalarından oluşan ve devletin bu harcamaları yapmak için dış yardıma ihtiyaç duyduğu bir Afganistan tablosu çıkıyor. Dış yardımların kesileceği düşünüldüğünde Afganistan ekonomisinin nasıl bir seyir izleyeceğini kestirmek de imkansız hale geldi.

Afganistan’ın aslında doğalgaz, kömür, demir, bakır, kobalt ve lityum gibi önemli doğal kaybakları bulunuyor. ABD’li jeologlar ülkede yer altında 1 trilyon dolarlık ekonomik değere sahip bir lityum stoku bulunduğunu tahmin ediyor. Bu sebeple 2010’da ortaya çıkan bir ABD Savunma Bakanlığı notunda Afganistan’dan ‘Lityumun Suudi Arabistan’ı’ olarak bahsedilmişti.

Lityum pil teknolojileri için gerekli olmasıyla günümüzün en önemli madenlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Uluslararası Enerji Ajansı lityum talebinin önümüzdeki 20 yılda 40 katına çıkmasını bekliyor.

Ancak Afganistan’daki lityum potansiyeli hiçbir zaman ekonomik bir zenginliğe dönüştürülemedi. Washington merkezli düşünce kuruluşu Council on Strategic Risks’in ekolojik güvenlik programını yürüten Rod Schoonover konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Taliban artık dünyanın en stratejik minerallerinin birinin üzerinde oturuyor. Bunu kullanıp kullanamayacakları ileride önemli bir soru haline gelecek” ifadelerini kullandı.

Bu noktada devreye Çin’in girmesi özellikle batı medyası tarafından şüpheyle karşılandı. Çin’in Kabil düşmeden önce Taliban yetkilileriyle görüşerek yönetimlerini tanıyacağına dair çeşitli haberler yayımlandı. Çin hükümeti bu iddialarla ilgili resmi bir açıklama yapmasa da Taliban yönetimiyle iyi ilişkiler kurmaya çalıştığını da yalanlamadı.

Çin’in Taliban’la iyi ilişkiler kurmak için vakit kaybetmemesi aslında sürpriz olmadı. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesiyle Afganistan’ı Kuşak ve Yol Girişimi’ne dahil etmek istediklerini açıkladı. Wang Yi Afganistan için tam olarak nasıl projeler geliştireceklerine dair bir detay paylaşmadı. Ancak Çin genel olarak bu projeye dahil ettiği ülkelerde dev altyapı projelerini finanse ediyor.

ABD’nin boşluğunu Çin’in dolduracağı tahmin edilse de yukarıda bahsedildiği gibi Afganistan’ın uzun yıllardır dış yardımlarla ayakta duran bir ekonomi olduğunu ve bu yardımların kredi değil hibe olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla Çin’in diğer Kuşak ve Yol Girişimi’ne dahil olan ülkelerde yaptığı gibi altyapı yatırımlarına kredi sağlaması Afganistan ekonomisinin ayakta kalması için yeterli olmayabilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir